Nazlı Kaçar

Stajyer Avukat

11.04.2022

HAKİM DURUMUN KÖTÜYE KULLANILMA HALİ

Hâkim Durum, belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücünü ifade etmektedir. Piyasada var olan bütün teşebbüslerin nihai amacı hakim duruma ulaşmaktır. Bu amaçlara ulaşmak amacıyla teşebbüsler, kimi zaman rakipleriyle anlaşmalar yaparak rekabet sürecini kendi istekleri doğrultusunda yönlendirerek taktik geliştirme yoluna gitmektedir. Bu hallerde teşebbüslerin kendi faydası uğruna rekabeti bozucu davranışlar sergilemesi ise Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6’ıncı maddesi uyarınca yasaklanmıştır.

4054 sayılı RKHK’un 6’ıncı maddesi hakim durumun kötüye kullanımını düzenlemiştir. İlgili madde uyarınca; “Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır.

Kötüye kullanma halleri özellikle şunlardır:

a) Ticarî faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler,

b) Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayırımcılık yapılması,

c) Bir mal veya hizmetle birlikte, diğer mal veya hizmetin satın alınmasını veya aracı teşebbüsler durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın veya hizmetin, diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da satın alınan bir malın belirli bir fiyatın altında satılmaması gibi tekrar satış halinde alım satım şartlarına ilişkin sınırlamalar getirilmesi,

d) Belirli bir piyasadaki hâkimiyetin yaratmış olduğu finansal, teknolojik ve ticarî avantajlardan yararlanarak başka bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayan eylemler,

e) Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması.”

Madde metninden de anlaşıldığı üzere Türk hukuk sisteminde hakim durum tanınmış olmasına rağmen hakim durumun kötüye kullanılma hali ise yasaklanmıştır. Bu durum Avrupa Topluluğu’nun rekabet hukukuna ilişkin kuralları ile aynı doğrultuda bir düzenlemedir. Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın (ABİA) 101. maddesi ile üye ülkeler arasındaki ticareti etkileyebilecek nitelikte olan ve iç pazardaki rekabeti engelleyebilecek, kısıtlayabilecek ya da bozabilecek teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birlikleri kararları yasaklanmaktadır. ABİA 102’nci madde uyarınca bir veya birden fazla teşebbüsün, iç pazardaki veya iç pazarın önemli bir bölümündeki hakim durumunu kötüye kullanması, üye devletler arasındaki ticareti etkilediği ölçüde, iç pazarla bağdaşmaz ve yasaktır.

Ayrıca, şirket birleşme ve devralmaları da rekabetin bozulmasına yol açacak bir hakim durum oluşturmalarının ya da mevcut bir hakim durumu olağan-dışı olarak güçlendirmelerinin engellenmesi amacıyla denetlenmektedir (139/2004 sayılı Konsey Tüzüğü)

Doğal rekabet koşulları içerisinde hakim duruma gelen bir teşebbüs açısından hakim durumun kötüye kullanılması kavramı meydana gelmiş sayılamayacaktır. Örneğin bir pazarda mevcut bulunan teşebbüslerin, piyasanın izin verdiği ölçüde hukuka uygun olarak hakim durumda olan bir teşebbüse ayak uyduramamalarını takiben piyasadan çekilmek zorunda kalmaları hali, hakim durumun kötüye kullanılması şeklinde değerlendirilemeyecektir. Mevzuata uygun olarak hakim konuma ulaşan teşebbüs, elindeki bu gücü mal ya da hizmet ürettiği piyasanın izin verdiği ölçüde kullanabilecektir.

Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6’ıncı maddesi, hakim durumda olan bir teşebbüsün sahip olduğu konumu ve gücü kullanarak rakiplerinin üzerinde baskı oluşturmasını engellemek amacını taşımaktadır. Teşebbüsün sahip olduğu güç ile haksız kazanç sağlanması, rakiplerinin pazardan çıkışını sağlamaya çalışması ya da rakiplerinin pazara girişini engellemeye çalışması gibi davranışları hakim durumun kötüye kullanılmasına örnek olarak gösterilebilecek durumlardır. Burada önemli olan kıstas, olağan rekabet ortamının hakim durum olmanın vermiş olduğu gücü kullanarak engellenmeye çalışılması halidir. Bu durumda hakim durumun kötüye kullanıldığı hususu gündeme gelecektir.

Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 6’ıncı maddesinde sayılan hakim durumun kötüye kullanma halleri yalnızca örnek olarak verilmiş olup; örnekler çoğaltılabilir niteliktedir. En yaygın olarak ortaya çıkan hakim durumun kötüye kullanma halleri ise aşağıdaki gibidir:

1.Piyasaya Girişleri Engellemek Suretiyle Rakipleri Zor Durumda Bırakmak

            RKHK’un 6’ıncı maddesinin 2-a bendi uyarınca, “Ticarî faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler” hakim durumun kötüye kullanması halleri arasında sayılmıştır.
            Piyasada hakim durumda olan bir teşebbüs tarafından rakiplerinin piyasaya girişinin engellenmesi rekabet sınırlayıcı bir davranıştır. Ancak kanun metninin devamında yer alan “rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler” kısmı açısından netlik bulunmadığı sebebiyle doktrinde görüş ayrılıkları mevcuttur. Dolayısıyla piyasadaki faaliyetlerin zorlaştırılması, rekabetin olağan bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Rekabetin varlığı, piyasada bulunan ve birbirine rakip olan teşebbüsleri, teknolojiye yetişmeye çalışmaya ve maliyetlerini minimalize etmeye çalışmak gibi davranışlara itmektedir. Rekabet zaten doğası gereği rakiplerin birbirini zor durumda bırakmaya çalışmasını sağlamak olduğundan; doktrinde söz konusu ifadeyi “rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin olağan-dışı derecede zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler” şeklinde yorumlamanın daha sağlıklı olacağı kanaatinde olan görüşler bulunmaktadır.

            Hakim teşebbüsün, rakibinin piyasaya girişini engellemesinin yanı sıra mevcut rakiplerinin büyümesini engellemeye yönelik faaliyetleri de hakim durumunu kötüye kullanması olarak kabul edilmektedir. Rakip teşebbüslerin faaliyetlerini gereğinden fazla zorlaştıran davranışların, rekabeti sınırlayıcı olması ve meşru görülemeyecek türden bir uygulama olması gerekmektedir. O halde hakim durumun kötüye kullanılması durumu söz konusu olacaktır.

            Örneğin aşırı düşük fiyat uygulaması, rakiplerin piyasaya girişini engellemek ya da rakibi piyasa dışarısına çıkartmak amacıyla yapılıyor olabilir. Ancak her halde bu şekilde değerlendirilemeyecektir. Zira hakim teşebbüs rakiplerini piyasadan dışarı çıkartmak ya da rakibinin piyasaya girişini engellemek amacıyla değil; stokların bitirilmesi, promosyon, indirim politikaları, ürün modelinde değişiklik, taktiksel sebepler gibi saiklerle söz konusu davranışın yapılması halinde hakim durumun kötüye kullanılması şeklinde değerlendirme yapmak hakkaniyetli olmayacaktır. Rekabet Kurulu Star Gazetesi ile ilgili bir kararında (Karar No:99-58/599-381 Karar Tarihi:08.12.1999) düşük fiyatların rakipleri piyasadan dışlama amacıyla değil; pazara girip tutunmak amacıyla yapıldığını tespit etmiş ve söz konusu davranışın hakim durumu kötüye kullanma olarak nitelendirilemeyeceği kanaatine varmıştır.

2.Mal Vermeyi Kesme

            Sözleşme serbestisi ilkesi gereğince, serbest ekonomilerde teşebbüsler anlaşma yapma hususunda irade sahibidir. Ancak mal talebinde bulunan bir işletmeye uzun süreden beri mal veren bir teşebbüs, talebin değişmemesine ve mal vermeyi kesmek için haklı bir sebebinin bulunmamasına rağmen mal vermeyi kesmesi halinde hakim durumun kötüye kullanılması gündeme gelecektir. Dolayısıyla ilk defa mal talep eden bir işletmeye mal tedarik edilmemesi tek başına hakim durumu kötüye kullanma teşkil etmez.

            Ancak bir müşterinin ne zaman düzenli ve sürekli müşteri kategorisinde sayılacağı konusu her olayın özelliklerine göre ayrı ayrı tespit olunacaktır. Rekabet Kurulu’na göre “Mal vermeyi kesmenin kötüye kullanma olması için uzun süreden beri mal verilmekte olan şirketin malının haklı sebep olmaksızın kesilmesi gerekir. Bir yıllık sözleşmeyle mal alan firma düzenli müşteri sayılmaz ayrıca müşterinin temin sözleşmesindeki şartlara uymaması haklı gerekçe sayılır.”(Karar Sayısı: 01-56/554-130 Karar Tarihi: 20.11.2001) Rekabet Kurulu yaygın olarak sağlayıcının, alıcıdan mevcut bir alacağı olması halinde mal vermeyi reddetmesi halini haklı sebep olarak nitelendirmektedir. Bu alacağın gerçekten var olup olmadığına ilişkin araştırma yapmak Rekabet Kurulu’nun değil mahkemelerin görev alanı içerisine girmektedir. Dolayısıyla Rekabet Kurulu bir alacağın olması halinde bunu haklı sebep olarak kabul edecek; alacağın varlığına dair r’esen gerçeği araştırma yoluna gitmeyecektir. Ancak söz konusu alacağa ilişkin bir davanın açılması halinde Rekabet Kurulu’nun yargılamayı bekletici neden kabul ederek yargılamanın sonucunu beklemesi hakkaniyetli olacaktır.

            Yine Kurul, hakim durumda olan bir teşebbüsün mal vermeyi reddetmesinin hakim durumunu kötüye kullanması olarak nitelendirebilmek için bazı koşulların varlığını aramaktadır. Bu koşullardan bazıları; sözleşme konusu mal veya hakkın vazgeçilmez nitelikte olması, red eyleminin piyasadaki rekabeti ortadan kaldırması ve eylem için objektif bir gerekçenin mevcut olmamasıdır.

            Rekabet hukuku uygulamasında mal vermeyi reddetme eylemi temel olarak; mal temininin doğrudan ve herhangi bir gerekçe olmaksızın reddedilmesi ya da yüksek fiyat/düşük kalitede mal temin etmek şeklinde ortaya çıkmaktadır. Rekabet Kurulu’nun promosyon desteğinin kesilmesinin de mal vermeyi kesme sayılacağına ve dolayısıyla hakim durumu kötüye kullanma olarak nitelendirdiği kararları mevcuttur. Ancak her somut olayın özelliklerinin kendi içerisinde değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Dolayısıyla Rekabet Kurulu’nun kararları açısından önemli olan Kurul’un somut olaya yaklaşımı ve bakış açısıdır. Kuralın uygulamaya ne şekilde ve ne ölçüde uygulandığının tespiti her somut olayın özelliklerine göre farklı değerlendirmeye konu edilecektir.

            Rekabet Kurulu’nun bir kararına göre; “mal vermeyi kesmek gibi mal almayı kesmek de “rekabeti bozucu nitelik taşıması halinde” kötüye kullanma olarak nitelendirilmektedir. (Karar Sayısı: 02-24/244-99 Karar Tarihi:16.04.2002) Ayrıca yine Kurulun başka bir kararına göre sistematik ve koordineli eylemler yoluyla mal vermeyi geciktirmek veya mal vermeyi tamamıyla kesmek de kötüye kullanma olarak sayılmaktadır.(Karar Sayısı: 03-76/925 Karar Tarihi:4.12.2003)

3.Tekelden Temin Yükümlülüğü Koymak

            Hakim durumda olan bir teşebbüsün kendi ürünlerini satmak amacıyla kendine ait bir satış ağı kurarak satıcılarla tekelden temin anlaşmaları yapması, rekabeti engelleyici nitelik göstermesi halinde hakim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilmektedir. Değerlendirme yapılırken her somut olayın özelliği ayrıca gözetilecektir. Eğer söz konusu davranış rekabeti sınırlamıyor ise o halde hakim durumun kötüye kullanılması gündeme gelmeyecektir.

4.Haksız Ticari Şartlar Koymak

            Kimi zaman ticari ortamın gerektirdiği durumlarda teşebbüsler arasında sözleşme yapma eğilimi görülmektedir. Hakim durumdaki teşebbüsün rakip teşebbüslerin özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte hükümler içeren bir anlaşma kurması halinde, söz konusu koşullar haksız rekabeti doğuracağından, hakim durumu kötüye kullanma olarak nitelendirilecektir. İlgili sözleşmedeki şartlar, üçüncü kişilerin pazara girişini engelliyorsa bu koşullar RKHK m.6/2-a kapsamında değerlendirilebilecektir.
5.Ayrımcılık

            RKHK’nın 6’ıncı maddesinin b bendi uyarınca, “Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayırımcılık yapılması” kötüye kullanma hali olarak sayılmıştır. Aynı doğrultuda bir düzenleme olarak AB Anlaşması 102’nci maddenin c bendi uyarınca “ticari ilişkinin diğer taraflarına eş değer işlemler için farklı koşullar uygulanması suretiyle, onların rekabet edebilirlik açısından dezavantajlı duruma sokulmaları” kötüye kullanma hali olarak örneklendirilmiştir.

            RKHK’daki düzenlemeden farklı olarak AB Anlaşmasında, tarafların “rekabet edilebilirlik açısından dezavantajlı duruma sokulmaları” hususu vurgulanmıştır. Zira maddenin düzenleniş amacı aslen bu unsurdur. Madde metninden anlaşıldığı üzere davranışın birbirine rakip olan teşebbüslerin arasında vuku bulması gerekmektedir.

            Hakim durumda bulunan bir teşebbüsün doğrudan fiyat ayrımcılığı yapması genelde bölgesel bazda ortaya çıkmaktadır. Bu durumda hakim teşebbüsün amacı ya o bölgede bulunan rakibini bu şekilde pazardan dışlamaktır ya da ödeme gücü olan alıcılarını sömürerek kar marjını arttırmaktır. Fiyat ayrımcılığını dolaylı yoldan yapan hakim teşebbüs ise bazı alıcılarına indirim yapması şeklinde cereyan eder. İndirim suretiyle yapılan fiyat ayrımcılığı sadakat indirimi ve hedef indirimi olmak üzere ikiye ayrılır. Miktar indirimleri de rekabeti bozucu nitelikte ise kötüye kullanma olarak sınıflandırılacaktır.

Hedef İndirimi: Spesifik bir ürünün satışında belirli bir süre içerisinde saptanan bir hedefe ulaşılması halinde yapılan indirimdir. Saptanan hedef genelde bir yıl süreli olarak belirlenmektedir. Hedef indiriminin herkese aynı oranda uygulanmayıp, tüm müşteriler açısından eşit bir şekilde saptanmaması halinde hakim durumun kötüye kullanılması gündeme gelecektir.

Sadakat İndirimi: İhtiyacının tamamını tek bir sağlayıcıdan karşılaması halinde alıcıya yapılan indirimdir. Esasen sadakat indirimi bir nevi fiyat ayrımcılığı türüdür. Ancak fiyat ayrımcılığından farklı olarak sadakat indiriminin yapılabilmesi için belirli koşulların varlığı aranmıştır. Bu koşullardan birisine göre alıcı, diğer rakip firmalardan mal almayıp; söz konusu malı sadece pazar gücünü elinde bulunduran sağlayıcı firmadan alacaktır. Bu halde alıcı sadakat indiriminden faydalanabilecektir. Uygulamada tacirler arasında fiyatta indirim yapılmasının yanı sıra mala karşılık yapılacak olan ödemenin vadesini uzatma şeklinde de ortaya çıkmaktadır. Uygulamada tacirler arasında yaygın olarak ortaya çıkan bu durum doğrudan bir indirim olmasa dahi; alıcının sağlayıcıya olan sadakatinden dolayı meydana gelmektedir. Koşula bağlanması sebebiyle sadakat indiriminde, dışlayıcılık etkisi ayrımcılık etkisinden daha büyüktür. Hakim teşebbüsün belirli firmalara sağlamış olduğu sadakat indirimi pazara yeni girecek teşebbüsleri doğrudan ilgilendirmektedir. Bu sebep dolayısıyla sadakat indirimi, aynı zamanda rakiplerin pazara girişini de önleyici etkiye sahiptir.

Miktar İndirimi: Büyük hacimli satın almalarda, alınan mal miktarına dayanarak fiyatta yapılan indirimdir. Bu türden bir indirim, birbirine rakip olan teşebbüsler arasında ayrımcılık yapılması suretiyle taraflardan birini rekabette dezavantajlı duruma sokuyorsa, hakim durumu kötüye kullanma teşkil edecektir.

            Rekabet Kurulu’na göre genel olarak ayrımcılık, bir ürünün aynı maliyete sahip olmasına rağmen farklı müşterilere farklı fiyatlara satılması veya maliyet farkına rağmen aynı fiyata satılması halinde ortaya çıkar. Sadece fiyat bazında değil; fiyat dışında başka koşullar uygulamak suretiyle de ayrımcılık yapılabilmektedir. Söz konusu durum her somut olayın özelliklerine göre özel olarak değerlendirmeye konu edilecektir.

            RKHK m.6-b bendine benzer olarak m.4-c bendi uyarınca, “Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi” Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar başlığı altında hukuka aykırı ve yasak kılınmıştır. Söz konusu hükümde yer alan “arz ve talep miktarının kontrolü” ile “mal veya hizmetin piyasa dışında belirlenmesi” kavramları ayrımcılık olarak yorumlanabilmektedir. Ancak burada önemli olan kıstas, rekabeti engelleyici nitelikte olup olmadığı hususudur. Örneğin çeşitli bölgelerdeki farklı piyasa koşullarına uygun davranarak üretim planı yapmak amacıyla farklı fiyatların uygulanması hakim durumu kötüye kullanma teşkil etmeyecektir.

6.Ek Yükümlülük Koymak

            Hakim durumdaki bir teşebbüsün sözleşme yaptığı karşısındaki teşebbüse ticari teamül ya da sözleşmenin konusuyla ilgili olmayan türden bir ek yükümlülük koyarak şart koyması hakim durumunu kötüye kullanma olarak nitelendirilecektir. Örneğin alıcıyı almak istediği malın yanında başka bir mal almaya zorlaması halinde durum böyledir. Hakim teşebbüs genelde bu davranışı, hakim konumda olduğu ürünlerin yanında hakim durumda olmadığı başka ürünleri de satmak amacıyla yapmaktadır. İki ürünün birbiriyle satılabilmesi için aralarında objektif bir bağın varlığı zorunludur.
            Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6’ıncı maddesinin 2-c bendi uyarınca, “Bir mal veya hizmetle birlikte, diğer mal veya hizmetin satın alınmasını veya aracı teşebbüsler durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın veya hizmetin, diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da satın alınan bir malın belirli bir fiyatın altında satılmaması gibi tekrar satış halinde alım satım şartlarına ilişkin sınırlamalar getirilmesi” hakim durumun kötüye kullanılma hali olarak özellikle sayılmıştır.

            Rekabet Kurulu hakim durum tarafından dayatılan bir yükümlülüğün, kötüye kullanma hali bakımından ek yükümlülük olup olmadığının tespitinde bazı konu başlıklarını özel olarak inceleme altına almaktadır. İlk olarak, asıl ürün ile dayatılan ürünün birbirinden ayrı iki ürün niteliği taşıması gerekmektedir. Birbirine bağlanan ürünlerin ayrılmaz bir parça oluşu ya da ürünün kalitesini veya etkinliğini arttırması hallerinde bir arada satımı hakim durumu kötüye kullanma teşkil etmeyecektir. İkinci olarak ürünlerin satışı hususunda birbirine bağlayıcı bir anlaşma çerçevesinde satılıyor olmasının ispatı gerekmektedir. Ürünlerin bağlanmasını takiben alıcının ürünleri beraber almaya zorlandığının kanıtlanması halinde bu durum kötüye kullanma olarak nitelendirilebilmektedir. Üçüncü olarak bağlanma sebebinin; ürünlerden birisi ekonomik güce sahipken diğer ürünün yeterince tercih edilmeyen bir ürün olması hususu incelenmektedir. Son olarak ise, söz konusu durumun ilgili pazarda rekabeti sınırlayıcı etki doğuruyor olması gerekmektedir.

7.Bir Pazardaki Hakim Durumun Başka Bir Pazarda Kötüye Kullanılması

            Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6’ıncı maddesinin 2-d bendi uyarınca, “Belirli bir piyasadaki hâkimiyetin yaratmış olduğu finansal, teknolojik ve ticari avantajlardan yararlanarak başka bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayan eylemler” de kötüye kullanma olarak sayılmıştır. Hakim durumun kötüye kullanılmasının uygulamada en yaygın olarak ortaya çıkma biçimi budur. Doktrinde söz konusu hükmün uygulanabilmesi için, hakim olunan pazar ile kötüye kullanma eyleminin gerçekleştiği pazarın birbiriyle arasında bağlantının bulunması gerektiği söylenmektedir. Birbirinden tamamen bağımsız pazarlar açısından ilgili hükmün uygulanması kanunun amacına uygun düşmeyecektir. Dolayısıyla yapılan kötüye kullanma eylemi ile söz konusu eylem sonucunda meydana gelen rekabetin sınırlanmasına ilişkin netice arasında bir bağ aranmaktadır.
8.Zorunlu Unsurun Verilmemesi

            Bir mal ya da hizmetin başka yerden sağlanmasının mümkün olmadığı hallerde, hakim durumdaki teşebbüsün sahip olduğu söz konusu mal ya da hizmeti ilgililere sağlama yükümlülüğü vardır. Söz konusu durum Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 131’inci maddesi bağlamında, patent konularının bağlılığı halinde zorunlu lisans verilmesi kuralının mantığıyla paralel bir mantığa sahiptir. İki durumda da bir zorunluluk hali mevcuttur. Zorunlu unsur halinin varlığı Rekabet Hukuku’nda mevcut bulunan rekabetin ortadan kalkmasına sebebiyet verir. X bir malın alternatifinin bulunmadığı bir pazarda, malı elinde bulunduran hakim teşebbüs, sahip olduğu malı rekabetin varlığının devam etmesi için söz konusu malı (ya da hizmeti) satmak zorundadır. Aksi halde rekabet kuralları işlemeyeceğinden söz konusu düzenleme rekabet hukuku mantığına ve ilkelerine uygun bir düzenlemedir.

            Ancak hakim teşebbüsün her ihtimal ve durumda elinde mevcut zorunlu unsuru piyasa ile sınırsız şekilde paylaşacağı sonucuna varılmamalıdır. Zorunlu unsur kuralını uygulayabilmek için;

-        Alternatifin bulunmaması (tekel durumda bulunan bir teşebbüsün varlığı)
-        Alternatif yaratılamaması (zorunlu unsurun üretiminin makul şartlarda mümkün olmayışı) şartları aranmaktadır. Akdi durumların varlığı halinde söz konusu mal ya da hizmet zorunlu unsur olarak nitelendirilemeyeceğinden, hakim teşebbüs de satmaya zorlanamayacaktır.

Hakim durumda olan teşebbüs, velev ki zorunlu unsuru ilgili teşebbüslere kullandırmayı reddederse veya başka teşebbüslerce kullanımını engellerse ya da engelleme eylemini objektif gerekçelere dayandıramazsa, söz konusu durum hakim durumunu kötüye kullanma olarak nitelendirilecektir.

9.Ürün/Hizmet Kalitesi-Fiyat Oranı

            Bir ürünün ya da bir hizmetin, hakim teşebbüs tarafından sırf yapabiliyor olduğu için, olması gerekenden çok düşük ya da çok yüksek fiyatlara satılması da kötüye kullanma olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak Rekabetin Korunması Hakkında Kanunu’nda bu husus açıkça sayılmamıştır. Hakim durumun söz konusu davranışı rakip bir firmaya yapması halinde bu davranışı, RKHK M.6-2/a kategorisine sokulmakta ise de söz konusu 2-a bendi tam olarak davranışı bütünüyle kapsamamaktadır. 

            Rekabet Kurulu bir kararında teşebbüslerin fiyatlandırma ile alakalı olarak rekabeti bozma yollarından birisi olarak yıkıcı fiyat kavramını ele almıştır. Yıkıcı fiyat, üzerinde anlaşma sağlanan genel kabul görmüş bir tanımı olmamakla birlikte, rekabetin elimine edilmediği veya en azından kısıtlanmadığı durumda, karlı olmayan fiyat olarak ifade edilmektedir. Rekabet Kurulu; maliyetin altında fiyat uygulaması yapan teşebbüslerin, sonrasında zararını telafi etmek adına fiyatlarını piyasanın çok daha üzerine çıkararak rekabeti bozucu davranış sergiliyor olduğunu tespit etmiştir. Hakim teşebbüslerin bu davranışı ile rakipleri piyasa dışına itilmek suretiyle pazarda mevcut bulunan rekabet kısıtlanmaktadır.

10.Tüketiciye İlişkin Kısıtlama Yapmak

RKHK m.6/2-e bendi uyarınca, “tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması” da kötüyle kullanma olarak açıkça kanun metninde sayılmaktadır. Dolayısıyla hakim durumun davranışının tüketicinin zararına olarak sonuç doğurması halinde yine Rekabet Hukuku bağlamında hakim durumun kötüye kullanılması meydana gelecektir. Üretimin keyfi olarak azaltılarak fiyatların yükseltilmesi ya da pazarlama adı altında tüketicinin yüksek fiyatlara fazladan ürün almaya zorlanması gibi davranışlar tüketicinin zararına olduğu ölçüde hakim durumun kötüye kullanılmasını doğuracaktır.

Uygulamada yaygın olarak karşımıza çıkan “tüketicilere yönelik fiyatlandırmaya ilişkin” kötüye kullanma teşkil eden bir davranış tipinin RKHK hükümlerine açık bir düzenleme yoluyla koyulmasının daha sağlıklı olacağına ilişkin doktrinde görüşler mevcuttur. Kanun maddesinde sayılan kategoriler sınırlı sayıda olmadığı için, kanunda tüketiciye yönelik fiyatlandırma ile alakalı açık bir düzenleme olmasa dahi mevcut kategorilerin sayısı somut olayın özelliklerine göre arttırılabilmektedir. Ayrıca 6’ıncı maddenin e bendinde, tüketicinin zararına olacak şekilde “üretimin ve pazarlamanın kısıtlanması” kapsam dâhilinde sayılmaktadır. Dolayısıyla tüketicilere ilişkin fiyatlandırma yoluyla hakim durumun kötüye kullanılması halinin RKHK m.6/2-e bendi çerçevesinde düşünülmesi Rekabet Hukuku ilkelerine uygundur.

SONUÇ

            4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6’ıncı maddesi hakim durumun kötüye kullanılma halini düzenlemiştir. Madde hükmü uyarınca bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır. Madde devamında ise yaygın olarak meydana gelen kötüye kullanma halleri sayılmıştır. Uygulamada hakim bir teşebbüs tarafından yapılan davranışın kanun metninde sayılan gruplardan hiçbirisine girmemesi halinde ise somut olayın özelliklerine göre Rekabet Kurulu tarafından inceleme yapılacaktır. Dolayısıyla kanun metninde sayılan haller sınırlı sayıda (numerus clausus) değildir. Bu yüzden somut olayın aranan şartları sağlaması halinde m.6 kapsamında sayılacaktır. Bir davranışın kötüye kullanma olarak sayılabilmesi için aranan temel şartlar ise davranışın hakim durumda olan teşebbüs/teşebbüsler tarafından yapılması, ortada bir anlaşma ya da davranışın mevcut olması ve söz konusu davranışın rekabeti sınırlayıcı bir etkisinin olmasıdır. Söz konusu aranan şartlar Rekabet Kurulu’nun da yaklaşımı ele alınarak işbu makalede örneklen