Nazlı Kaçar

Stajyer Avukat

14.04.2022

REKABET HUKUKUNDA EKONOMİK YOĞUNLAŞMA ÇEŞİTLERİ (BİRLEŞME VE DEVRALMALAR)

Bir pazarda mal ya da hizmet üreten firmalar arasında yapılan birleşme ve devralma işlemleri, ürün kalitesinin artmasına, yeni ürünlerin geliştirilmesi gibi faydaları beraberinde getirmektedir. Ancak birleşme ve devralmalar, hakim durum yaratmak ya da mevcut hakim durumu güçlendirmek suretiyle rekabeti sınırlayıcı amaçlar sebebiyle de yapılabilmektedir. İkinci halde ilgili birleşme ve devralmalar 4054 sayılı Kanun’un 7’nci maddesi gereğince yasaklanmaktadır. 7'nci madde uyarınca, “Bir ya da birden fazla teşebbüsün başta hâkim durum yaratılması ya da mevcut bir hâkim durumun güçlendirilmesi olmak üzere ülkenin bütünü yahut bir kısmında herhangi bir mal veya hizmet piyasasındaki etkin rekabetin önemli ölçüde azaltılması sonucunu doğuracak şekilde birleşmeleri veya herhangi bir teşebbüsün ya da kişinin diğer bir teşebbüsün mal varlığını yahut ortaklık paylarının tümünü veya bir kısmını ya da kendisine yönetimde hak sahibi olma yetkisi veren araçları, miras yoluyla iktisap durumu hariç olmak üzere, devralması hukuka aykırı ve  yasaktır.” denilmektedir.

Maddenin devamı olan ikinci fıkrada ise, “Hangi tür birleşme ve devralmaların hukuki geçerlilik kazanabilmesi için Kurula bildirilerek izin alınması gerektiğini Kurul, çıkaracağı tebliğlerle ilan eder.” denilmektedir. Hukuki geçerlilik kazanabilmesi için Rekabet Kurulu’ndan izin alınması gereken birleşme ve devralmalar ile bunların Kurula bildirim usul ve esasları “Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ” ile düzenlenmiştir. (2010/4 sayılı Tebliğ)

Bir birleşme ve devralmanın 7’nci madde kapsamında olup olmadığının tespit edilmesinde Rekabet Kurulu tarafından kontrol unsuru incelenmektedir. Kontrol unsuru, bir teşebbüsün davranışlarını belirleyici etki uygulama olanağı sağlayan güç anlamına gelmektedir. Bir birleşme ya da devralma bir teşebbüs üzerinde kontrol gücünün değişimine sebep olması halinde 7’nci madde kapsamında değerlendirilmektedir. Buna karşılık, aynı kişi ya da teşebbüsler tarafından kontrol edilen teşebbüslerin birleşmesi ya da devralınması kontrol değişikliğine neden olmayacağından 7’nci madde kapsamında değerlendirilemeyecektir.

2010/4 sayılı Tebliğ bakımından kontrol, ayrı ayrı ya da birlikte, fiilen ya da hukuken bir teşebbüs üzerinde belirleyici etki uygulama olanağını sağlayan haklar, sözleşmeler veya başka araçlarla meydana getirilebilir. Bu araçlar özellikle bir teşebbüsün malvarlığının tamamı ya da bir kısmı üzerinde mülkiyet veya işletilmeye müsait bir kullanma hakkı, bir teşebbüsün organlarının oluşumunda ya da kararları üzerinde belirleyici etki sağlayan haklar veya sözleşmelerdir. Kontrol, hak sahipleri ya da bir sözleşmeye göre hakları kullanmaya yetkili kılınmış olan veya böyle bir hak ve yetkisi olmamakla birlikte fiilen bu hakları kullanma gücüne sahip olan kişiler veya teşebbüsler tarafından elde edilebilir.

Kontrolde kalıcı değişiklik meydana getirecek şekilde; iki veya daha fazla teşebbüsün birleşmesi ya da bir teşebbüsün başka bir teşebbüs tarafından devralınması RKHK’un 7’nci maddesi kapsamında birleşme veya devralma işlemi sayılır. Kanunun 7’nci maddesi kapsamına giren ve kontrol değişikliği yaratan birleşme ve devralmalar açısından ilgili Tebliğ uyarınca ciro seviyeleri öngörülmüştür. Bir pazardaki toplam cirosu belirtilen seviyeyi aşan teşebbüslerin gerçekleştirmiş olduğu birleşme ve devralma işlemlerinin hukuki geçerlilik sağlaması için Rekabet Kurumu’nun izni gereklidir. Ortak girişimler hariç olmak üzere, pazarın etkilenmediği birleşme ve devralmalar Rekabet Kurulu’nun iznine gerek duymadan hukuki geçerlilik kazanabilmektedir.

Tebliğ’in 7’nci maddesi uyarınca birleşme ve devralma işleminin;

a) İşlem taraflarının Türkiye ciroları toplamının yüz milyon TL’yi ve işlem taraflarından en az ikisinin Türkiye cirolarının ayrı ayrı otuz milyon TL’yi veya 

b) Devralma işlemlerinde devre konu varlık ya da faaliyetin, birleşme işlemlerinde ise işlem taraflarından en az birinin Türkiye cirosunun otuz milyon TL’yi ve diğer işlem taraflarından en az birinin dünya cirosunun beş yüz milyon TL’yi aşması halinde söz konusu işlemin hukuki geçerlilik kazanabilmesi için Kurul’dan izin alınması zorunludur.
Kanunun 7’nci maddesi kapsamında birleşme ve devralma olarak sayılmayan ve dolayısıyla da Kurulun iznine tabi olmayan haller ise Tebliğin 6’ncı maddesinde şu şekilde sayılmaktadır:

a) Kontrol değişikliğine yol açmayan grup içi işlemler, 

b) Olağan faaliyetleri kendileri veya başkaları hesabına menkul kıymetlerle işlem yapmak olan teşebbüslerin yeniden satış amacıyla satın aldıkları menkul kıymetleri, bu menkul kıymetlerden doğan oy haklarının menkul kıymetleri çıkaran teşebbüsün rekabet politikalarını etkileyecek şekilde kullanmamaları kaydıyla geçici olarak ellerinde bulundurmaları, 

c) Kontrolün; tasfiye, infisah, ödeme güçlüğü, ödemelerin tatil edilmesi, konkordato, özelleştirme yapılması amacıyla veya benzeri bir nedenle ve Kanun gereği bir kamu kurum ve kuruluşu tarafından elde edilmesi, 

ç) Birleşme ve devralmanın miras yoluyla gerçekleşmesi.


A.BİRLEŞMELER

1.Yatay Birleşmeler

Birleşmesi planlanan teşebbüsler aynı sektörde ve aynı coğrafyada işletiliyorsa bu birleşme yatay birleşmedir. Bu tür birleşmelerde aynı sektörde aynı ürüne/hizmete yönelik üretim yapan firmaların birleşmesi söz konusu olduğundan; rekabet eden şirket sayısının azalmasına ve bu nedenle piyasada tekelleşme sürecinin hızlandırmaya sebep olabilmektedir. Örneğin Tansaş ve Migros’un ya da Türk Petrol ile Shell’in veya Yapı Kredi ile Koçbank’ın birleşmeleri yatay birleşmeye örnek olarak verilebilir. Aynı şekilde 2012 yılında Facebook’un Instagram’ı satın alması yatay birleşmeye örnek olarak gösterilebilir.

Yatay birleşmede, birleşecek olan teşebbüslerin müşteri tipi aynıdır. Birleşme sayesinde ilgili teşebbüsler müşterilerini bir araya getirmek suretiyle şirketlerinin pazardaki payını arttırmaktadır. Yatay birleşmeyi genelde müşteri profilini henüz oluşturmamış teşebbüsler tercih etmektedir. Müşteri profilini hâlihazırda oluşturmuş şirketler ise AR-GE faaliyetleri kapsamında rekabet gücünü ve piyasa değerini arttırmak amacıyla yatay birleşme yoluna gitmektedir.

2.Dikey Birleşmeler

Birleşmesi planlanan teşebbüsler arasında alıcı-satıcı ya da şirket-tedarikçi şeklinde bir ilişki varsa bu durum dikey birleşme olarak adlandırılacaktır. Bu tür birleşmelerse asıl amaç, üretim aşamasında meydana gelebilecek aksamaların giderilmek istenmesi ya da stoklamanın fazla maliyetli olması sebebiyle maliyeti düşürme gibi sebeplerdir. Diğer taraftan ise birleşen teşebbüsler tüketicinin aleyhine olacak şekilde fiyatların yükseltilmesine olanak sağlayacak bir Pazar gücü elde etmektedir. Bunların yanı sıra, rakiplerin rekabet açısından önemli ve gizli bilgilerinin birleşen teşebbüsler tarafından paylaşılmasından kaynaklı rekabet karşıtı davranışların ortaya çıkma ihtimali artmaktadır.

Dikey birleşmede, aynı pazarda bulunan fakat farklı alt sektörlerde müşteri tipi olan teşebbüslerin birleşmesi söz konusudur. Örneğin araba üretimi yapan bir firmanın, tekerlek üretimi yapan bir firmayla birleşmesi hali dikey birleşme olarak nitelendirilecektir. Diğer bir deyişle, tedarik zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet gösteren teşebbüsler arasında gerçekleşen birleşmeler dikey birleşme olarak kabul edilecektir.

3.Karma Birleşmeler

Birbiriyle hiçbir ilgisi ya da alakası olmayan sektörlerde ya da farklı pazarlarda iş yapan firmalarına birleşmeleri karma birleşme olarak adlandırılmaktadır. Günümüzde çoğu birleşme karma birleşme niteliğindedir. Farklı ülkelerden teşebbüsler ürün yelpazesini geliştirme amacıyla birleşme yoluna gitmektedir. Örneğin P&G’nin Gilette’i bünyesine katması ürün seçeneğini geliştirmesi sonucunu doğurmuştur.

B.DEVRALMALAR

Devralma kavramı da esasen bir birleşme teşkil etmektedir. Şirket birleşmeleri, TTK’nın 136-158 maddeleri arasında düzenlenmiş olup, hukuken birleşme iki şekilde mümkündür; devralma şeklinde birleşme ve yeni kuruluş şeklinde birleşme. Yeni kuruluş ile birleşmede, iki veya daha fazla teşebbüs bir araya gelerek yeni bir teşebbüs meydana getirmektedir. Devralma şeklinde birleşmede ise bir şirket başka bir şirketin bünyesine katılır ve tüm malvarlığı değerleri aktifiyle ve pasifiyle devralan şirkete geçmektedir. Rekabet Hukuku ise söz konusu devralma işleminin, ilgili pazara olan etkisini incelemektedir.

 

Bağımsız bir iktisadi varlığın tüm işlevlerini kalıcı olarak yerine getirecek bir ortak girişimin oluşturulması 2010/4 sayılı Tebliğin 5’inci maddesi uyarınca bir devralma işlemidir. Bir veya daha fazla teşebbüsün tamamının ya  da bir kısmının doğrudan veya dolaylı kontrolünün, hisse ya da mal varlığının satın alınmasıyla, sözleşmeyle veya diğer bir yolla bir ya da daha fazla teşebbüs veya hâlihazırda en az bir teşebbüsü kontrol eden bir ya da daha fazla kişi tarafından devralınması RKHK’un 7’nci maddesi uyarınca devralma olarak sayılmıştır.

 
SONUÇ

Rekabet Hukuku’nda ekonomik yoğunlaşma kavramı, birleşmeler ve devralmalar suretiyle meydana gelmektedir. Söz konusu birleşme veya devralma işlemi, ilgili işlemin süjelerinden olan bir teşebbüsün, mevcut pazardaki ekonomik gücünü fazlalaştırmak amacıyla yapıldığı takdirde; rekabetin sınırlanıp sınırlanmadığı hususu Rekabet Kurulu tarafından inceleme altına alınacaktır. Böyle bir birleşme ya da devralmanın rekabeti sınırlayıcı etki doğurması halinde söz konusu işlem, RKHK’un 7’nci maddesi uyarınca hukuka aykırı sayılarak yasaklanacaktır. Bazı birleşme ve devralmaların hukuki sonuç doğurabilmesi için Kurula bildirim şarttır. 2010/4 sayılı Tebliğ uyarınca izne tabi olan birleşme ve devralmalar Tebliğin 7’nci maddesinde düzenlenmiştir. RKHK’un 7’nci maddesi kapsamında birleşme ve devralma sayılmayıp, izne tabi olmayan işlemler ise Tebliğin 6’ncı maddesinde belirtilmiştir. İşbu makalede Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ve 2010/4 sayılı Tebliğ çerçevesinde birleşme ve devralmaların tanımları yapılmaktadır.