İpek Koray

Avukat

25.05.2021

CMR VE TTK KAPSAMINDA TAŞIYICININ FİİLİ SORUMLULUĞU

CMR Konvansiyonu, karayolu ile yapılan taşımacılıkta özel hukuk hükümleri de göz önüne alınarak 19 Mayıs 1956 yılında düzenlenmiştir. CMR Konvansiyonu, Türkiye tarafından 1995 yılında kabul edilmesi akabinde iç hukuk sisteminde hukuk kuralı niteliğine haiz olarak uygulanmaya konulmuştur. CMR Konvansiyonundaki hükümler, usulüne uygun bir şekilde yürürlüğe girdiği için Anayasa’nın 90/5 maddesi uyarınca kanun hükmündedir.  Yargıtay kararlarında da CMR’nin bir iç hukuk kuralı olduğu kabul görmüştür.
 
Buna ilişkin Yargıtay 11. HD., E. 2013/8194 K. 2013/23266 T. 19.12.2013 sayılı kararında; “…Dava, X1 Sigorta Poliçesi uyarınca ödenen hasar bedelinin rücuen tahsili istemine ilişkindir. Dava konusu taşımanın uluslararası bir taşıma olduğu taraflar arasında ihtilaflı olmadığı gibi esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir. Ülkemiz 30.10.1995 tarihinde CMR Konvansiyonu’nu kabul etmiş ve anılan Konvansiyon hükümleri bu tarihte yürürlüğe girmiştir. T.C. Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrası hükmünde “Usulüne uygun yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Antlaşmalar kanun hükmündedir.” düzenlemesi mevcuttur. TTK'nın taşımaya ilişkin hükümleri halen yürürlükte ise de, uluslararası taşımalar bakımından daha sonra yürürlüğe giren ve bir iç hukuk kuralı haline gelen CMR Konvansiyonu’nun öncelikli olarak uygulanması gerektiği halde, anılan Konvansiyon hükümleri dışlanarak, yasal olmayan gerekçelerle TTK'nın taşımaya ilişkin hükümlerine göre hüküm kurulması doğru görülmemiştir. O halde mahkemece, uluslararası taşıma konusunda uzman bilirkişi kurulu vasıtasıyla CMR Konvansiyonu hükümleri değerlendirilmek suretiyle davalı taşıyıcının sorumluluğunun belirlenmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir…” şeklinde düzenlenen hüküm uyarınca, CMR Konvansiyonu’nun kendi iç hukuk sisteminde belirlenen hükümlerle eş değer görüldüğü açıkça belirtilmektedir.
 
Türk Hukuk Sisteminde karayolu ile taşıma hükümleri 13 Ocak 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında dördüncü kitapta m.850 vd. maddelerinde hüküm altına alınmıştır.
 
CMR Konvansiyonu, karayolu taşımacılığına ilişkin ilgili mevcut düzenlemelere göre daha özel bir kapsama sahiptir. Doktrinde çoğunluğun görüşü CMR ve TTK kapsamında aynı konuya ilişkin farklı hükümlerin yer alması durumunda, TTK’nın daha güncel bir düzenlemeye sahip olmasına rağmen CMR’nin uygulanması gerektiği yönündedir. Kaldı ki TTK’nın 13 Ocak 2011 tarihinde yeniden düzenlenen hali ile belirlenen hükümler, CMR’de yer alan hususlarla paralel niteliktedir.
 
Herhangi bir uyuşmazlık konusuna CMR hükümlerinin uygulanabilmesi için öncelikli olarak Konvansiyonunun birinci maddesinde düzenlenen uygulanma şartlarının bulunması gerekmektedir. 
 
CMR Konvansiyonunun birinci bölümünün birinci maddesi uyarınca söz konusu şartlar;
·       Taşıma işinin ücret karşılığında üstlenilmesini öngören bir taşıma sözleşmesinin bulunması
·       Taşıma konusunun eşya olması
·       Taşımanın taşıt aracılığıyla karayolunda gerçekleştirilmesi 
·       Taşımanın başladığı yer ile sona erdiği yer iki ayrı devletin ülkesinde bulunmasıdır.
 
Taşımacının Sorumluluğu
1-     CMR Konvansiyonu Kapsamında Taşımacının Sorumluluğu
Karayolu taşımacılığı kapsamında günümüzde en sık karşılaşılan sorunlardan bir tanesi “taşımacının sorumluluğu” yönündedir. Taşımacının sorumluluğu CMR Konvansiyonunun 17.maddesinde hüküm altına alınmıştır. CMR m.17/1 uyarınca taşımacının rizikosunun ne zaman başlayıp ne zaman sona ereceği belirlenmiştir.
 
“Taşımacı, yükü teslim aldığı andan, teslim edinceye kadar, bunların kısmen veya tamamen kaybından ve doğacak hasardan sorumludur.” hükmü uyarınca taşımacının sorumluluğu taraflar arasında sözleşme ile belirlenen malın teslim alındığı andan itibaren başlamaktadır.
 
CMR Konvansiyonu kapsamında taşıyıcı malı teslim aldığı tarihten teslim edeceği tarihe kadar geçen sürede malda oluşacak hasarlardan sorumludur. Aynı zamanda taşıma sözleşmesinin taraflarının sözleşme kapsamında malın teslimi olarak belirlediği tarihte taşıyıcının malın teslimini geciktirmesi durumunda da yine taşıyıcının sorumluluğu söz konusu olmaktadır. CMR kapsamında taşıyıcının sorumluluktan kurtulabilmesi için, basiretli bir taşıyıcıdan beklenen özenden daha fazla özen göstermiş olması gerekir.
 
CMR hükümleri uyarınca malda meydana gelen hasar “tam hasar-kısmi hasar” olarak ayrı ayrı değerlendirilmeye alınmıştır. CMR m.25.f/2a ile 2b maddeleri ile eşyada meydana gelen hasarların tam veya kısmi olmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Malda meydana gelen hasarlar CMR kapsamında TBK’da ve TTK’da mevcut olan hükümlere benzerlik göstermektedir. Taşıyıcının sorumluluğunda olan bir malda hasar meydana gelmesi durumunda, eşyanın eski hâle getirilebilir, hasarlı kısmın giderilebilir ve satılabililir olması durumunda, eşyanın tam hasara uğradığının kabul edilmesi söz konusu değildir. Ancak, eski hâle getirme mümkün ve hasar görüntüsü de ortadan kalkmış olsa bile, tasarruf hakkı sahibinin eşyayı eski hâle getirmek için yaptığı masraflar, hasar tazmini adı altında talep edilebilmedir.
 
Taşıyıcının sorumluluktan kurtulmak için malda meydana gelen hasarın veya gecikmenin  CMR m.17/2 ve m.17/4’de kaynaklanan sebepler doğrultusunda meydana geldiğini kanıtlaması yeterlidir.
 
2-     Türk Ticaret Kanunu Kapsamında Taşımacının Sorumluluğu
Taşıyıcının sorumluluğu, taşıma sözleşmesine dayanır. Taşıyıcı malı teslim aldığı haliyle gönderilene teslim etmek zorundadır. Diğer bir anlamıyla taşıyıcı malı teslim yükümlülüğü ile birlikte malı koruma borcu altına da girmektedir. Taşıyıcının söz konusu yükümlülüğünü yerine getirememesi malın zıya ve hasarından kaynaklanan sorumluluğa yol açmaktadır.
 
TTK m.875 sayılı kanun kapsamında taşıyıcının sorumluluğu düzenlenmiştir ve “Taşıyıcı, eşyanın taşınmak üzere teslim alınmasından teslim edilmesine kadar geçecek süre içinde, eşyanın zıyaından, hasarından veya teslimindeki gecikmeden doğan zararlardan sorumludur.” Şeklinde hüküm kurulmuştur.
 
İlgili hüküm incelendiğinde taşıyıcının sorumluluğunun ne zaman başladığı- ne zaman sona erdiği ve hangi haller kapsamında taşıyıcının sorumluluğuna gidilebileceği açıkça tespit edilmektedir:
·       TTK kapsamında taşıyıcının sorumluluğu malın teslimin yapıldığı andan itibaren başlamaktadır. Hükümden anlaşıldığı üzere taşıyıcının TTK kapsamında sorumluluğunun başlaması için taşıma sözleşmesine konu olan malın yalnızca fiili hakimiyetinin taşıyıcıya bırakıldığı an yeterlidir. Taşıyıcının malı sözleşmede belirtilen gönderilene teslim etmesi ile sorumluluğu sona erer.
·       TTK kapsamında taşıyıcı, taşınma eşyasını sözleşmede kararlaştırılan yere ulaştırılmaması, geç ulaştırılması ya da teslim alındığından farklı şekilde teslim edilmesi nedeniyle mala gelen zararlardan sorumludur.
 
CMR konvansiyonu m.25 uyarınca, malda meydana gelen hasarlar tam ve kısmi hasar olarak hükme alınmıştır. TTK kapsamındaki m.882 uyarınca da, CMR ile uyumlu olarak hasarın malın tamamına mı yoksa belirli bir kısmına mı ilişkin olduğuna yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Bu hususta TTK ve CMR’de mevcut hükümler birbiri ile paralel niteliktedir.
 
Taşıyıcının sorumluluğu TTK m.876’da düzenlenmiş olup; söz konusu madde nezdinde taşıyıcının, eşyanın korunması hususunda kendisinden beklenen “en yüksek özen yükümlülüğü” göstermesi gerektiği belirtilmiştir. Buradaki en yüksek özen yükümlülüğünden anlaşılması gereken, malda ya da malın tesliminde meydana gelen hasar ve gecikmelerin, taşıyıcının öngöremeyeceği şekilde beklenmedik ve umulmadık hallerden kaynaklanmasıdır. Taşıyıcı, malda meydana gelen hasarların veya gecikmelerin TTK m.878 kapsamında bulunan hallerden kaynaklandığını ispat etmesi durumunda, sorumluluktan kurtulması mümkündür.
 
Karayolu taşımacılığında meydana gelen uyuşmazlıklarda yukarıda yapılan bilgilendirmeler nezdinde de anlaşılacağı üzere CMR Konvansiyonu ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında yapılan düzenlemeler birbirine uyumlu olup çelişki oluşturmamaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun taşımacılığa ilişkin hükümleri genel olarak çoğunlukla CMR Konvansiyonu’nda mevcut olan düzenlemeler dikkate alınarak yapıldığı anlaşılmaktadır.