22.04.2024

15 Nisan 2024 Tarihli E-Bülten Güncel Yargı Kararları

  • ONLİNE ALIŞVERİŞ SİTESİ HAKKINDA REKLAM KURULU KARARI
  • MÜDAFİİ HAKLARINA İLİŞKİN ANAYASA MAHKEMESİ 
  • KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KURULUNA YAMAHA MOTOR HAKKINDA VERİ İHLALİ BİLDİRİMİ
  • UZAKTAN ÇALIŞMADA YEMEK ÜCRETİ VERİLMESİNE İLİŞKİN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
  • İLAÇ FİRMALARINA REKABET KURULU TARAFINDAN İDARİ PARA CEZASI
ONLİNE ALIŞVERİŞ SİTESİ HAKKINDA REKLAM KURULU KARARI

Reklam Kurulu, 343 sayılı Reklam Kurulu Bülteni’nde, dünyaca bilinirliği olan online alışveriş sitesi hakkında karar vermiştir. Kurul ilgili kararında; satışa sunulan ürünlerin tüketiciler tarafından satın alınması sürecinde tüketicilere birtakım dayatmalar ile tüketicilerin hedefli reklamcılığı kabul etmek zorunda bırakıldığına kanaat getirmiştir. 

Yapılan incelemeler sonucunda firmaya ait internet sitesinde satışa sunulan ürünlerin tüketiciler tarafından satın alınması sürecinde tüketicilere herhangi bir farklı seçeneğe yer verilmeksizin “Giriş yap” ve “Hesap oluştur” seçeneklerini sunduğu görülmüştür. Aynı zamanda firma, ürünleri satın almak üzere hesap oluşturma sürecinde ise tüketicilerin “Bir hesap oluşturduğunuzda, kullanım ve satış koşullarını kabul etmiş olursunuz.” Koşulunu kabul etmek zorunda bırakmıştır.

Bu kapsamda firma tarafından tüketicilere siteye üye olma sürecinde; firma siteleri, içeriği veya hizmetleri ile olan etkileşimleri kullanılarak gerçekleştirilen hedefli reklamcılığı kabul edip etmemelerine ilişkin bir seçenek bırakılmamıştır. Hedefli reklamcılık, belirli bir hedef kitleye yönelik olarak özelleştirilmiş reklam mesajlarını sunma süreci olarak tanımlanmaktadır.

Söz konusu site tasarımı ile gerçekleştirilen ticari uygulamaların tüketicilerin karar verme veya seçim yapma iradesini olumsuz etkilediği ve tüketicilerin açıkça bilgilendirilmediği açıktır. Bu durum tüketiciye ürün satın aldıktan sonra platform üzerinde iz bırakmama imkanının tanınmadığını göstermektedir.

Tüketicilerin hesap oluşturduktan sonra hedefli reklamcılığa maruz kalmamak için hesap ayarlarında değişiklik yapmaya yönlendirmelerinin yani tüketicilerin hedefli reklamcılık koşulunu kabul etmelerinden daha zor bir yolla koşuldan çıkmasından sağlanmasını aykırılığı gidermede yeterli değildir. Söz konusu uygulamanın gerçekleştirilebilmesi için tüketicilerin üyelik aşamasında açık rızalarının alınarak hedefli reklamcılığı kabul etmeleri sağlanması gerekmiştir.

Reklam Kurulu, inceleme sonucunda ticari uygulamadan bulunan online alışveriş sitesi hakkında, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 63. ve 77/13 maddeleri uyarınca anılan ticari uygulamaları durdurma cezası verilmesi karar vermiştir.

Karar Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı sitesinde yayımlanmıştır.

Link: https://ticaret.gov.tr/data/5d1c9edd13b87615344cd4c8/_342_Bas%C4%B1n_B%C3%BClteni%2008.03.2024.pdf


MÜDAFİİ HAKLARINA İLİŞKİN ANAYASA MAHKEMESİ 

Anayasa Mahkemesi’nin 2023/163 Esas, 2024/57 Karar sayılı ve 22.02.2024 tarihli kararı uyarınca suçun niteliğinin değişmesi hükümleri kapsamında, yazılı bildirimlerin varsa müdafie yapılacağı, müdafiin sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanacağına ilişkin ibareler iptal edilmiştir.

İptali istenen Kanun Hükümleri;

-6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 94. maddesi 3. fıkrası “(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişi, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılır.

 (2) Yakalanan kişi, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde yakalandığı yer adliyesinde, mevcut değil ise en yakın adliyede kurulu sesli ve görüntülü iletişim sisteminin kullanılması suretiyle yetkili hâkim veya mahkeme tarafından bu kişinin sorgusu yapılır veya ifadesi alınır.

(3)İfadesi alınmak amacıyla düzenlenen yakalama emri üzerine mesai saatleri dışında yakalanan ve belirlenen tarihte yargı mercii önünde hazır bulunmayı taahhüt eden kişinin serbest bırakılması, Cumhuriyet savcısı tarafından emredilebilir. Bu hüküm her yakalama emri için ancak bir kez uygulanabilir. Taahhüdünü yerine getirmeyen kişiye, yakalama emrinin düzenlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından bin Türk lirası idari para cezası verilir.” 

Söz konusu kanun hükmü Anayasa Mahkemesi’nce “kovuşturma aşaması” yönünden incelenmiştir. Kuralın öngördüğü şartların muğlak ve belirsiz olduğu, kuralın öngördüğü şartların muğlak ve belirsiz olduğu, savcıya sınırsız bir takdir yetkisi tanındığı, mahkemenin çıkardığı yakalama emrinin savcı tarafından kaldırabilmesinin yargı bağımsızlığı ile bağdaşması, kuralın kapsamına yalnızca mesai saatleri dışında yakalananların dahil edilmesinin eşitlik ilkesinin ihlali olduğu nedeni gerekçe olarak gösterilerek,

-5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’nun 226. Maddesinin 4. fıkrası; (1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.

 (2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.

 (3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.

 (4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.”

Düzenlenen hüküm uyarınca yargılamayı yapan mahkeme ek savunma hakkına ilişkin sanığa bildirim yapmayacak, bunun yerine yalnız müdafiine bildirimde bulunacaktır. Bu durumda sanık duruşmaya bizzat katılma hakkını ve dolasıyla bizzat ek savunma hakkını kullanamayacaktır. Hüküm, anılan hakların sanığın müdafii tarafından kullanılacağını öngörmekte, böylece sanığın duruşmaya bizzat katılmasını ve bizzat ek savunma hakkını kullanmasını bir zorunluluk olmaktan çıkarmaktadır. Sayılan nedenler gerekçe gösterilerek,

Hükümlerinin Anayasa’nın 2. , 9. , 10. , 36. , 138. , ve 141. Maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istenmiştir.

Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Savunma hakkının sağladığı güvenceler esasen adil yargılanma hakkı içinde yer almaktadır. Ceza yargılamasında savunma haklarının güvence altına alınması, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesini sağlamaktadır.

Anayasa Mahkemesi kararında, ceza yargılamasında hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleşebilmesi için savunma hakkının bizzat kişiye sağlanması gerektiğini öngörmüştür. Duruşmada hazır bulunma hakkı, kişinin kendi davasının duruşmasına bizzat veya müdafii ile birlikte katılması anlamına gelmektedir. Böylelikle olayı en iyi bilebilecek durumda olan sanık, delillerin tartışılmasını sağlayarak aleyhinde olan delilleri çürütme ve mahkemenin vereceği kararı etkileme imkânı bulacak ve savunmasının doğruluğunu ispatlayabilecektir.

5271 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 226. maddesinde suçun hukuki niteliğinin değişmesi durumu düzenlenmiştir. Başka bir deyişle anılan maddede isnadın niteliğinin değişmesi durumuna özgü bir düzenleme yapılmış, sanığa ve müdafiine tanınması gereken haklara yer verilmiştir. Kanun koyucu, anılan düzenlemeyle fiilin hukuki yönden vasıflandırılmasını ifade eden isnadın niteliğinin değişmesi durumunda sanığa ek savunma hakkının verilmesi suretiyle yargılamaya devam edilebileceğini öngörmüştür. Buna göre adil yargılanma hakkına yapılan sınırlamalarda dikkate alınacak öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Anayasa Mahkemesi, temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olmasını yeterli görmemiş yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekeceğini belirtmiştir.

Yukarıda açıklanan sebepler neticesinde, 5271 sayılı Kanun’un 226. Maddesinin 4. Fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varılarak iptali gerektiğine hükmedilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar doğrultusunda bireylerin adil yargılanma hakkının öneminin bir kez daha altı çizilmiştir.

Değişiklikler 05.01.2025 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Link; https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2024/57?EsasNo=2023%2F163&KararNo=2024%2F57

 
KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KURULUNA YAMAHA MOTOR HAKKINDA VERİ İHLALİ BİLDİRİMİ 

Yamaha Motor Şirketi Ltd. , Japon bazlı motor taşıt üreticisidir. Şirket halihazırda en büyük ikinci motosiklet üreticisi durumundadır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun “ Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükler başlıklı 12. maddesi 5. fıkrası “İşlenen kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi hâlinde, veri sorumlusu bu durumu en kısa sürede ilgilisine ve Kurula bildirir. Kurul, gerekmesi hâlinde bu durumu, kendi internet sitesinde ya da uygun göreceği başka bir yöntemle ilan edebilir.” olarak düzenlenmiştir. Europe N.V. , söz konusu hükme dayanarak Kurul’a Yamaha Motor hakkında veri ihlali bulunduğunu bildirmiştir. İhlal bildirimi, bağımsız bir siber güvenlik araştırmacısının, veri sorumlusunun Müşteri Kayıt Yönetimi (CRM) sisteminde bulunan bir güvenlik açığının tespit edilmesi üzerine yapılmıştır. 

İhlalin ne zaman başladığına ilişkin tarih tam olarak tespit edilememekle birlikte 2019 yılında başlamış olabileceği bilgisine yer verilmiştir. Güvenlik açığının ise bahsedilen sistem üzerinde müşteri portalındaki hatalı bir yapılandırmadan kaynaklandığı ve bu hatalı yapılandırma nedeniyle, kayıtlı herhangi bir kullanıcının, diğer kullanıcıların kişisel verilerine erişebildiği tespit edilmiştir.

İhlal müşterilerin; adı ve soyadı, cinsiyeti,e-mail adresleri, müşteri numarası verileri ve bazı kişilerin de telefon numarasını içermektedir.

Europe N.V. bildirimi yapılan ihlalden 2021 yılı ve öncesinde eklenen tüm müşteri kayıtlarının bu güvenlik açığından etkilendiği düşünülmektedir. Türkiye’de ise tahmin edilen kişi sayısı otuz altı bine yaklaşıktır.

Kurumun internet sitesinde ihlal bildirimi ilan edilmiş ve konuya ilişkin incelemelerin devam ettiği bildirilmiştir.

Link; https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/7850/Kamuoyu-Duyurusu-Veri-Ihlali-Bildirimi-Yamaha-Motor-Europe-N-V-


UZAKTAN ÇALIŞMADA YEMEK ÜCRETİ VERİLMESİNE İLİŞKİN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi 2022/720 esas, 2024/179 karar sayılı kararında pandemiden sonra önem kazanan uzaktan çalışmada, aksine anlaşma yoksa işçiye yemek ücreti verilmesini incelemiştir.

Davacı 2020 Mart ayı itibari ile evden çalışmaya başlamış ve bunun üzerine yemek hizmetine ilişkin yapılması gereken ödemenin yapılmadığına ilişkin olarak İlk Derece Mahkemesi’ne başvurmuştur. Davacı taraf kıdem tazminatı, fazla çalışma, genel tatil ve yemek ücreti alacakları talebinde bulunmuştur. İlk Derece Mahkemesi, davalı firmanın işçilerine sağladığı yemek yardımına ilişkin ayni yardımın nakdi yardıma dönüştürülmesi gerektiğini, nitekim bunun davacının kazanılmış bir hakkı olduğunu ileri sürmüştür. Bunun üzerine yemek ücreti alacağı hesaplanarak yasal faizi ile birlikte davalı firmadan tahsil edilmesine karar vermiştir.

İşveren yükümlülükleri 4857 sayılı İş Kanun’u kapsamında belirlenmektedir. Kanun’a göre işverenin çalışanlarına kanunen yemek ücreti vermesi zorunlu olmamakla beraber yemek bedeli iş sözleşmesinde yer alıyorsa, bu ücreti ödemekle yükümlü olmaktadır.

Nitekim açılan davada yemek ücretinin anlaşma kapsamında olduğu görülmektedir. Bu nedenle İlk Derece Mahkemesi’ne açılan dava işçi alacağı istemine ilişkindir. Mahkeme, davanın kabulüne karar vermiştir. Bu süreçte iş yerinde belirsiz süreli hizmet akdi ile müşteri temsilcisi olarak çalışan davacının, davalının bazı işçilik alacaklarının ödenmemesi nedeni ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. Maddesinin 2. Fıkrasının (e) bendinde belirtilen “İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse” hükmüne dayanarak feshetmiş olduğu anlaşılmıştır.

İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar davalı vekilince istinaf edilmiştir.

İstinaf sonucunda ise, davacının ödenmeyen fazla mesai, genel tatil ve yemek ücreti alacakları bulunduğu anlaşıldığından iş akdini fesheden davacının kıdem tazminatı kazandığı kabulüne ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararı yerinde bulunmuştur. Dosya kapsamına göre iş yerinde yemek ve servis hizmeti olduğu, uzaktan çalışma koşullarının yemek ücreti verilmesine engel olmadığı görüşü yerinde bulunmuştur.

Açıklanan nedenler doğrultusunda, davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu2nun 9. Maddesi yollaması ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu2nun 362. Maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 06.02.2024 tarihinde oy birliği ile karar verilmiştir.

Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi, işyerinde ayni olarak yemek çıksa bile uzaktan çalışmaya geçilmesi halinde yemek bedelinin işçiye verilmesi gerektiğine dair verilen kararı onamıştır.


İLAÇ FİRMALARINA REKABET KURULU TARAFINDAN İDARİ PARA CEZASI

Rekabet Kurulu, 09.11.2023 tarihinde tanınan ilaç firmaları hakkında soruşturma yürütmeye başlamıştır. 

Yapılan soruşturma neticesinde söz konusu ilaç firmalarının, rakipleriyle iş gücü piyasasında birbirlerinin çalışanlarını işe almamaya yönelik olarak centilmenlik anlaşmaları yapmak ve rakipler arası rekabete hassas bilgi değişimi yapmak suretiyle anlaşma/uyumlu eylem içerisinde olduklarını belirtilmiştir. Bahsedilen faaliyetler ile Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi ihlal edilmiştir.

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. Maddesi “Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır.” 

Kanun’da “anlaşma” kavramı tam olarak tanımlanmamakla birlikte, alınan kararlar ve 4. maddenin gerekçesi doğrultusunda bir anlaşmanın var olduğunun ortaya konulması için tarafların anlaştıklarını açıkça ifade ettikleri bir mutabakat ya da kararın bulunması zorunlu görülmemiş, tarafların iradelerinin uyuşması yeterli kabul edilmiştir. Hatta bağlayıcı olmayan anlaşmalar veya sözlü anlaşmalar dahi rekabet hukuku kapsamında incelenmeye açıktır. Uyumlu eylem ise işletmeler arasında hiçbir zaman bir anlaşmanın varlığı aşamasına gelmeyen, bunun yerine bilerek ikame ettikleri, rekabetin risklerine karşı aralarında pratik bir işbirliği yaratan bir koordinasyon şekli olarak tanımlanabilmektedir. Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi uyumlu eylemin varlığına karine teşkil edebilmektedir.

Kurul, yeniden satış fiyatının belirlenmesine yönelik etki değerlendirmesinde, iddia edilen yeniden satış fiyatının belirleme uygulamasının müşteriler ve tüketiciler üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini analiz etmiştir. Kurul tarafından yeniden satış fiyatının belirlenmesine atfedilen olası olumsuz etkilerin belirlenmesine atfedilen olası olumsuz etkilerin başında marka içi rekabetin kısıtlanması ile şeffaflığın artması sonucu üst veya alt piyasada yatay koordinasyonun ortaya çıkmasıdır.

Yukarıda açıklanan nedenler ışığında iki ilaç firması arasındaki doğrudan/dolaylı anlaşmalar yoluyla çalışanların teşebbüsler arasındaki transferini engelleyen, çalışan ücretlerinin azalmasına veya baskılanmasına ve çalışma koşullarının rekabetçi seviyelerin altında kalmasına neden olan centilmenlik anlaşmalarına iştirak ettiğine kanaat getirmiştir.

Rekabet Kurulu’nun ara kararlarına istinaden teşebbüslerin sunduğu uzlaşma metinleri sonucu, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. Maddesini ihlal edildiği sonucuna varılmış ve işbirliği içerisindeki firmalara 33 milyon 321 bin 564 Türk Lirası idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir.