11.03.2024

11 Mart 2023 Tarihli E-Bülten, Güncel Yargı Kararları

  •   Anayasa Mahkemesi Kararı : Manevi Tazminat Talebine İlişkin Yargıtay Hukuk Dairesi’nin İçtihatlara Aykırı Davranması Sebebiyle Bireysel Başvuru
  •  Anayasa Mahkemesi Kararı:  Vergi Usul Kanunu’nun 20/02/2022 tarihli ve 7352 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile eklenen geçici 33. maddesi iptali istemi
  •  E-ticaret Sitesinden Alışveriş Yapılabilmesi İçin Kredi/Banka Kartı Bilgilerinin Kaydedilmesinin Zorunlu Tutulması Hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurulu Kararı
  • Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği
  • Rekabet Kurumunun “Hayat Dışı Katılım Sigortacılığı Acentelik Sözleşmesi”ne ilişkin 4. ve 5. Maddeler Kapsamında Muafiyet Tanınması
  • Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin  Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’De Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2024-32/69)
Anayasa Mahkemesi Kararı : Manevi Tazminat Talebine İlişkin Yargıtay Hukuk Dairesi’nin İçtihatlara Aykırı Davranması Sebebiyle Bireysel Başvuru

Anayasa Mahkemesi’nin 2019/22055 Başvuru Numaralı ve 15/11/2023 tarihli kararında işbu başvuru; sözleşme konusu emtianın tesliminin taahhüt edilen tarihte yapılmaması neticesiyle uğranılan manevi zararın tazmini talebiyle açılan davanın emsal kararlara aykırı şekilde reddedilmesi nedeniye adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Başvurucu bedelini peşin ödeyerek satın aldığı mobilyaların satış sözleşmesinde taahhüt edilen tarihten yaklaşık bir ay sonrasında teslim edilmesi nedeniyle manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi davanın kabulüne karar vermiş olup karar davalı tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 13/3/2018 tarihinde ...6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. Maddesi hükmü uyarınca, manevi tazminata hükmedilebilmesi için, şahsiyet hakkının hukuka aykırı bir şekilde zarara uğraması gerekmektedir. Kişilik haklarının zarar görmediği hallerde, eylem hukuka aykırı olsa dahi manevi tazminata hükmedilebilmesi olanaklı değildir. Somut olayda farklı ürün ve geç teslimat nedeniyle davacının kişilik haklarının zarar gördüğü kabul edilemez… gerekçesi ile bozmuştur.

Mahkeme, dairenin bozma kararına uyarak davayı reddetmiştir. Bunun sonucunda başvurucu 21/6/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi öncelikle kabul edilebilirlik yönünden incelemiş olup; açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.

İkinci olarak esas yönünden inceleme yapılmıştır. Söz konusu olayda içtihat değişikliğinin tek başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmasa dahi bu değişiklik ile benimsenen yeni yaklaşımın benzer uyuşmazlıklarda tutarlı olarak uygulanması gerektiği, aksinin hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşeceği belirtilmiştir.

Son olarak ilkelerin olaya uygulanması aşamasına geçilmiştir. Başvuru sebebi manevi tazminat davasının reddedilmesidir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin daha önceki kararlarında manevi tazminata karar verdiği görülürken somut olayda Daire bireysel başvuruya konu kararda farklı sonuca yani manevi tazminat isteminin reddine ulaşmıştır. Ayrıca Daire önceki içtihatlarından farklı karar verirken neden bu içtihattan ayrıldığına dair herhangi bir açıklamada bulunmamış ve gerekçe göstermemiştir. Bu karardan sonra açılan kişilik haklarının zedelenmesi iddiasıyla açılan manevi tazminat davasında ise aksine tutum sergileyerek önceki içtihatları doğrultusunda karar vermiştir. Yargıtay Dairesi’nden kaynaklı içtihat farklılığı görülmektedir.

Özetlenen gerekçeler sebebiyle Anayasa’nın 36. Maddesinde  

Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.Şeklinde belirtilmiş hakkaniyete uygun yargılama hakkının ihlal edildiğine karar verilmesine ilişkin iddianın Anayasa Mahkeme’si tarafından kabul edilebilir olduğuna ve ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Resmi Gazete’de 28.02.2024 tarihinde yayımanlmıştır.

Başvuru linki : https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2019/22055

Anayasa Mahkemesi Kararı:  Vergi Usul Kanunu’nun 20/02/2022 tarihli ve 7352 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile eklenen geçici 33. maddesi iptali istemi

Anayasa Mahkemesi 2023/105 Esas, 2023/208 Karar ve 30/11/2023 tarihli kararında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na 20/01/2022 tarihli ve 7352 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile eklenen geçici 33. maddesinin birinci fıkrasında yer alan Geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere 2021…ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptali istemine ilişkindir.

Kuralın Anayasa’nın13. , 35. , ve 73. maddelerine aykırılığı sebebiyle iptaline oybirliği ile karar verilmiştir.

İtiraz konusu kuralın yürürlüğe girdiği tarih itibariyle gelir vergisi ile kurumlar vergisi hesap dönemlerinin kapandığı ve 31/12/2021 tarihli mali bilançolarının enflasyon düzeltilmesine tabi tutulması zorunluluğunun ortaya çıkardığı gözönüne alındığında enflasyon düzeltilmesi yapılan dönemlere ilişkin gelir vergisi ile kurumlar vergisi beyannamelerine vergi matrahına etki eden enflasyon düzeltmesi uygulamasıyla ilgili yapılan değişiklik hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmayacak ölçüde hukuk kurallarının geriye yürütülmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu itibarla kuralla mülkiyet haklarına getirilen sınırlamada kanunulik şartı gerçekleşmediği gibi sınırlamanın verginin kanunuliği ilkesine de aykırı olduğu anlaşılmaktadır. 

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na 20/01/2022 tarihli ve 7352 sayılı Kanunu’un 1. Maddesiyle eklenen geçici 33. maddenin birinci fıkrasında yer alan …2021… ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.

Resmi Gazete’de 16.01.2024 tarihinde yayımlanmıştır.

Karar linki : https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/ND/2023/208?EsasNo=2023%2F105

E-ticaret Sitesinden Alışveriş Yapılabilmesi İçin Kredi/Banka Kartı Bilgilerinin Kaydedilmesinin Zorunlu Tutulması Hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurulu Kararı

Karara konu olan siteden alışveriş yapılabilmesi için kredi/banka kartı bilgilerinin girilmesinin yanı sıra bu bilgilerin kaydedilmesinin zorunlu tutulması ve ilgili bilgiler girilmeksizin devam et. butonunun ilerlememesi, veri sorumlusu tarafından kredi/banka kartı bilgilerinin kaydedilmesi için 6698 sayılı KVKK kapsamında geçerli bir veri işleme şartı bulunmaması, ilgili kişinin veri sorumlusuna verilmiş açık bir rızasının bulunmaması aynı zamanda ilgili kişiye bu işlemeye ilişkin bir aydınlatma da yapılmaması söz konusudur.

Konuya ilişkin yapılan inceleme neticesinde Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 11/04/2023 tarihli ve 2023/567 sayılı Kararı ile ;

 Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan genel ilkeler arasında yer alan amaçla bağlı, sınırlı ve ölçülü olma ilkesi ve belirli, açık ve meşru amaçlarla işleme ilkesi gereğince amaç değişikliği yeni bir veri işleme sürecine işaret etmekte olup amaç değiştiğinde veri işleme şartının da amaca uygun biçimde belirlenmesi gerektiği,

Veri sorumlusunun alışverişin tamamlanması için kart bilgilerinin girilmesi gerektiğini beyan ettiği ve bu konuda Kanun’un 5’inci maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan muhtelif işleme şartlarına dayandığı ancak alışveriş tamamlandıktan sonra kart bilgilerinin üyelik hesabında işlenmeye devam edilmesinde aynı işleme şartlarına dayanmak mümkün olmayacağı gibi, veri sorumlusunun öne sürdüğü işleme şartlarının da ancak ilgili kişinin mevcut alışverişleri kapsamında geçerli olabileceği, veri sorumlusunun beyanında da yer aldığı üzere sonraki satın almaların kolaylaştırılması amacıyla kart bilgilerinin işlenmeye devam edilmesinde amaç değişikliği olduğundan bu amacın gerçekleştirilmesi kapsamında uygun işleme şartının da mevcut olması gerektiği,

Kart bilgilerinin mevcut satın alma işlemi tamamlandıktan sonra işlenmeye devam edilmesinin ancak ilgili kişilerin bu yönde Kanuna uygun şekilde alınmış açık rızası kapsamında yapılabileceği,

Veri sorumlusunun uyguladığı mevcut sistemin ise bu şekilde çalışmadığı, Kanun’un genel ilkeler başlıklı 4. maddesinde yer alan hukuka ve dürüstlük kuralına uygun olmave Kanun’un 5. Maddesinin 1. Ve 2. Fıkralarındaki belirli, açık ve meşru amaçla işleme ile işlendikleri amaçla bağlı, sınırlı ve ölçülü olma ilkesine açık ayrılık teşkil ettiğinden hareketle  Kanun’un 12’nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan veri güvenliğine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği değerlendirilen veri sorumlusu hakkında Kanun’un 18’inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi kapsamında kabahatin haksızlık içeriği, veri sorumlusunun kusuru ve ekonomik durumu dikkate alınarak idari para cezası uygulanmasına, öte yandan, bir alışveriş kapsamında kaydedilen kart bilgilerinin üyelik hesabında işlenmeye devam edilmesinin ancak ilgili kişilerin bu yönde Kanun’a uygun şekilde açık rızalarının alınması halinde mümkün olabileceği dikkate alındığında kredi kartı bilgilerinin üyelik hesabına kaydedilebilmesi için ilgili kişilerin aktif olarak buna rıza göstermelerini sağlayacak bir sistem geliştirilerek sonucundan Kurula bilgi verilmesi hususunda veri sorumlusunun talimatlandırılmasına, ilgili kişilerin kredi kartı verilerinin üyelik hesaplarında ancak açık rıza işleme şartı kapsamında işlenebileceği kanaatine varıldığından bu hususta aydınlatma metinlerinde de gerekli düzenlemelerin yapılarak sonucundan Kurula bilgi verilmesi hususunda veri sorumlusunun talimatlandırılmasına karar verilmiştir.

KVKK kapsamında internetten alışveriş imkanı sunan veri sunucusunun hakkaniyete ve dürüstlüğe aykırı biçimde davranarak ve geçerli bir sebebi olmadan yapmış olduğu işlemler tamamıyla hukuka aykırı görülmüştür. Bununla birlikte kullanıcının açık rızası olmadan yapılmış işlemlerin tümü kurul kararı ile birlikte geçersiz sayılmıştır.

Karar linki : https://www.kvkk.gov.tr/Icerik/7755/2023-567

 

Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği

Resmi Gazete’de, Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ’i borsada rayici olmayan paraların ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gereğince 2023 yılı için yapılacak değerlemelerine esas oluşturacak kurların tespit edilmesi amacıyla yayımlanmıştır.

Söz konusu Tebliğ, 213 sayılı Kanunun 280. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına dayanılarak hazırlanmıştır.

-Borsada rayici olmayan yabancı paraların ve bu paralarla olan senetli ve senetsiz alacak ve borçların değerlemesinde 2023 yılı sonu itibarıyla Tebliğ ekinde yer alan listede gösterilen kurların uygulanacağı,

-20/4/1976 tarihli ve 15565 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 130 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ve 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 217 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği gereğince, değerleme günü itibarıyla Hazine ve Maliye Bakanlığınca kurların ilan edilmediği durumlarda T.C. Merkez Bankasınca ilan edilen kurlar esas alınacağı,

-Yapılacak değerlemelerde efektif cinsinden yabancı paralar için efektif alış kuru (efektif alış kurunun bulunmaması halinde döviz alış kuru), döviz cinsinden yabancı paralar içinse döviz alış kuru uygulanacağı,

-Vergi uygulamaları açısından bankaların, 31/12/2023 tarihi itibarıyla yapacakları değerleme sırasında bu Tebliğ ile belirlenen kurlar yerine, T.C. Merkez Bankasınca belirlenen esaslara uygun olarak tespit ettikleri ve fiilen uyguladıkları alış kurlarını esas alınacağı düzenlenmiştir.

Vergi Usul Kanun’u Genel Tebliği 02.02.2024 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiştir. 

Tebliğ linki : https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2023/12/20231230M2-14.pdf

 

Rekabet Kurumunun Hayat Dışı Katılım Sigortacılığı Acentelik Sözleşmesi’ne ilişkin 4. ve 5. Maddeler Kapsamında Muafiyet Tanınması

4054 sayılı Kanun’un 4. Maddesinde rekabeti sınırlayıcı amaç ve/veya etkisi olan teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem veya teşebbüs birliği kararları için öngörülen yasağın mutlak olmadığı belirtilmiştir. Bu bağlamda 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesinde bireysel muafiyet altında aynı kanunun 4. maddesine istisna teşkil ettiği görülmektedir. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 5. Maddesi şu şekildedir: Madde 5- (Değişik fıkra: 16.06.2020-7246/1. Md)2 Aşağıda belirtilen şartların tamamının varlığı halinde, teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birliği kararları 4 üncü madde hükümlerinin uygulanmasından muaftır:

a) Malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması,

b) Tüketicinin bundan yarar sağlaması,

c) İlgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması,

d) Rekabetin (a) ve (b) bentlerindeki amaçların elde edilmesi için zorunlu olandan fazla sınırlanmaması.

(Ek fıkra: 16.06.2020-7246/1. Md) İlgili teşebbüs veya teşebbüs birlikleri, 4 üncü madde kapsamındaki anlaşma, uyumlu eylem veya teşebbüs birliği kararının muafiyet şartlarını taşıdığının Kurul tarafından tespit edilmesi amacıyla Kuruma başvuruda bulunabilir.

(Değişik fıkra: 02.07.2005-5388/1. Md)3 Muafiyet belirli bir süre için verilebileceği gibi, muafiyetin verilmesi belirli şartların ve/veya belirli yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlanabilir. Muafiyet kararları anlaşmanın ya da uyumlu eylemin yapıldığı veya teşebbüs birliği kararının alındığı yahut bir koşula bağlanmışsa koşulun yerine getirildiği tarihten itibaren geçerlidir.

Kurul, birinci fıkrada gösterilen şartların gerçekleşmesi halinde, belirli konulardaki anlaşma türlerine bir grup olarak muafiyet tanınmasını sağlayan ve bunların şartlarını gösteren tebliğler çıkarabilir.

Buna göre maddede belirtilen şartları kümülatif olarak sağlayan anlaşma, uyumlu eylem ve kararlar 4. madde yasağından muaf tutulmaktadır.

Bildirim konusu sözleşme;  bankanın, sigorta şirketinin sunduğu hayat dışı katılım sigortası ürünlerinin bankasürans dağıtımı yoluyla tanıtılması, pazarlanması, dağıtımı, satışı ve primlerinin tahsil edilmesi için acente olarak atanmasına ilişkindir. Taraflar arasındaki hak ve yükümlülükler incelendiğinde sözleşme ile taraflar arasında sigorta şirketinin sağlayıcı, bankanın ise alıcı/yeniden satıcı konumunda olduğu dikey bir ilişkinin kurulduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu dikey ilişkide banka, sigorta şirketi hesabına sigorta şirketinin ürün ve hizmetlerinin pazarlanmasına aracılık etmekte ve bu yönüyle acentelik faaliyeti yürütmektedir.

Sigortacılık Kanunu’nda sigorta acentesi, Ticarî mümessil, ticarî vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tâbi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimî bir surette sigorta şirketlerinin nam ve hesabına sigorta sözleşmelerine aracılık etmeyi veya bunları sigorta şirketleri adına yapmayı meslek edinen, sözleşmenin akdinden önce hazırlık çalışmalarını yürüten ve sözleşmenin uygulanması ile tazminatın ödenmesinde yardımcı olan kişi  olarak tanımlanmaktadır. Söz konusu tanım uyarınca acente, müvekkillerinin talimat ve menfaatleri doğrultusunda faaliyet göstermekte ve bağımsız hareket edememektedir. Yine söz konusu tanım itibarıyla da acentenin rekabet hukuku anlamında ticari ve mali risk üstlenmeyen bir yapı arz ettiği görülmektedir. Kanun’un 4. maddesinin uygulanmaması için acentenin yukarıda sayılan risk veya maliyetleri yüklenmemesi gerekmektedir.

Bununla birlikte Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz’da (Kılavuz) müvekkil hesabına aracılık ettiği ya da akdettiği sözleşmelere ilişkin olarak acenteye getirilen sınırlamaların genellikle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında olmadıkları ve prensip olarak muafiyet rejiminin de konusunu oluşturmadıkları ifade edilmektedir.

Bu kapsamda teşebbüsler arasındaki ilişkinin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında olup olmadığını belirleyen faktör, acentenin müvekkil tarafından atandığı faaliyetlerle ilgili olarak ticari veya mali bir risk alıp almadığıdır. Kılavuz’da acentenin mali veya ticari risk taşımaması durumunda faaliyetlerinin müvekkil teşebbüsün faaliyetlerinin bir parçası olarak değerlendirilebileceği, aksi halde, yani acentenin risk üstlenmesi durumunda, kendi yapmış olduğu yatırımların geri dönüşünü sağlayabilmesi için pazarlama stratejisini özgürce belirleyebilmesi gerektiği, bu durumda acentelik anlaşmalarının 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamına girebileceği ifade edilmiştir.

Rekabet hukuku açısından, acente ile bağımsız karar verebilen teşebbüs arasındaki ayırt edici unsurun acentenin yükümlülüklerini yerine getirirken ticari ve mali riskin ne kadarını üstlendiği hususunda olduğu görülmektedir. Eğer acente kendi üzerine risk alıyorsa, fonksiyon itibarıyla bağımsız teşebbüslere yaklaşır ve rekabet kuralları açısından bağımsız teşebbüs olarak değerlendirilir.

Alıcıya getirilen rekabet etmeme yükümlülüğünün süresi büyük önem taşımaktadır.

Süresi beş yıldan uzun olan rekabet etmeme yükümlülüğünün grup muafiyetinden yararlanması Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz’un 44. paragrafında belirtilen istisna dışında mümkün değildir. Şayet alıcıya getirilen rekabet etmeme yükümlülüğünün süresi belirsiz ise yine grup muafiyeti uygulanamayacaktır. Beş yıllık süreyi aşacak şekilde zımnen yenilenebilen rekabet etmeme yükümlülükleri de grup muafiyeti kapsamında değildir. Ancak, süresi beş yılı aşmayan veya beş yıldan sonraki uzatmanın her iki tarafın açık iradesi ile mümkün olduğu ve alıcının beş yıllık süre sonunda rekabet etmeme şartına son vermesini engelleyen herhangi bir durumun olmadığı hallerde rekabet etmeme yükümlülüğü grup muafiyetinden yararlanacaktır.

Acentelik hizmetleri açısından bakıldığında ise TSB verilerine göre, katılım sigortası şirketlerinin acentesi konumunda çok sayıda teşebbüsün bulunduğu ve söz konusu teşebbüsler arasında en yüksek pazar payına sahip teşebbüslerin ağırlıklı olarak acentelerden oluştuğu ve geleneksel sigortacılık hizmetlerinin aksine katılım sigortacılığında acentelik hizmetlerinde bankaların rolünün nispeten zayıf olduğu bilinmektedir.

Söz konusu sözleşmeye bakılarak taraflar arasındaki acentelik ilişkisinin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamına girdiği tespiti yapılmış olup taraflar arasında bir dikey ilişki olması nedeniyle bildirim konusu sözleşmenin 2002/2 sayılı Tebliğ ( Dikey anlaşmalar ve grup muafiyeti tebliği) kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, 2002/2 sayılı Tebliğ’in 2. maddesi uyarınca, anılan Tebliğ ile sağlanan muafiyet, sağlayıcının dikey anlaşma konusu mal veya hizmetleri sağladığı ilgili pazardaki pazar payının %30’u aşmaması durumunda uygulanmaktadır. Sözleşmede belirtilen bilgilere göre, gerek sigorta şirketinin gerek bankanın ilgili pazarlardaki Pazar payı 2002/2 sayılı Tebliğ’de öngörülen %30 eşiğinin altındadır.

4054 Sayılı Kanun’un 5. Maddesi Kapsamında Değerlendirme

A-) Malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması

Muafiyet incelemesinde ele alınan olumlu şartlardan ilki, malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmelerin sağlanması olup, bu hüküm çerçevesinde hangi hallerin ekonomik yarar olarak kabul edileceği işlemin özelliklerine göre değişmektedir. Rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşmanın muafiyet korumasından faydalanabilmesi için öncelikle rekabet üzerindeki olumsuz etkisini bertaraf edebilecek düzeyde malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması şeklinde ortaya çıkacak bir kazanım sunabilmesi gerekmektedir.

Sigorta sektöründe rekabet edebilmek için en önemli etkenlerden birinin güçlü bir dağıtım ağına sahip olunması gerektiği göz önüne alındığında söz konusu sözleşme sayesinde bankanın müşteri tabanına erişerek dağıtım ağını güçlendirecek olan sigorta şirketinin hayat dışı katılım sigortacılığı pazarında etkinliğini artırabileceği, dolayısıyla tarafların benzer anlaşmalar yapan rakip teşebbüslere karşı pazarda daha etkin rekabet eder hale gelebileceği ve bunun da pazardaki rekabete olumlu yansıyacağı değerlendirilmektedir.

B-)Tüketicinin bundan yarar sağlaması

Muafiyetin ikinci şartı; malların dağıtımı veya hizmetlerin sunulmasından elde edilen iyileşmelerin tüketicilere yansıtılmasıdır. Bu şartın gerçekleşmesi için ortaya çıkan etkinlik kazanımından tüketicilerin yarar sağlaması gerekmektedir. Fiyat seviyesindeki düşüş, satış sonrası etkin hizmetler, kalitenin ve ürün çeşitliliğinin artması, tüketicinin ürüne daha kolay ulaşabilmesi, yeni mal veya hizmetlerin sunulması ve mal ya da hizmet arzında devamlılığın sağlanması gibi koşullar tüketicinin elde edeceği yarar kapsamında değerlendirilebilmektedir.

Bununla birlikte, banka şubelerinin bağımsız acentelere nazaran daha geniş bir coğrafi yelpazeye yayılmış olması, tüketicinin sigorta ürünlerine ulaşmasını kolaylaştırarak münhasırlık hükmü gereği ilgili ürünlerin arzında devamlılık sağlanabilecektir.

C-)İlgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması

Muafiyet için aranan bir diğer şart, bildirime konu işlemin ilgili olduğu piyasanın önemli bir bölümünde rekabeti ortadan kaldırmamasıdır. Pazardaki rekabetin tamamen ortadan kalkması halinde kısa vadeli etkinlik kazanımları gerçekleşse dahi bu etkinlik kazanımları, inovasyonun azalması, fiyatların artması ve kaynakların etkin kullanılmaması gibi uzun vadeli negatif etkileri telafi edemeyecektir. Söz konusu karara ilişkin olarak rakiplere dair verilere bakıldığında genel hayat dışı katılım sigortacılığı pazarında yüksek Pazar payına sahip oyuncular bulunmaktadır. Mevzu bahis sigorta şirketinin, güçlü rakiplerinin bulunduğu ve sözleşmenin bu alt pazardaki yüksek Pazar payı sebebiyle tek başına herhangi bir pazarda kapama etkisi meydana getirmesinin mümkün olamayacağı söylenebilmektedir.

D-) Rekabetin (a) ve (b) bentlerindeki amaçların elde edilmesi için zorunlu olandan fazlasının sınırlanmaması

Bir anlaşmanın bireysel muafiyet alabilmesi için gerekli olan son koşul, anlaşmanın ilk iki olumlu koşuldaki yararların elde edilmesi için olması gerekenden fazla rekabeti sınırlayıcı nitelikte olmamasıdır. Bu koşul altındaki değerlendirmelerde genel olarak sözleşmenin rekabeti kısıtlayıcı hükümlerinin, sözleşmeden elde edilecek faydaların sağlanması için zorunlu olup olmadığı dikkate alınmaktadır.

Sonuç olarak yukarıda açıklanan tüm bu verilere bakıldığında;

-Söz konusu sigorta şirketi ile banka arasında akdedilen Hayat Dışı Katılım Sigortacılığı Acentelik Sözleşmesi’nin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında olduğuna, bu nedenle anılan sözleşmeye aynı Kanun’un 8. Maddesi çerçevesinde menfi tespit belgesi verilemeyeceğine,

- Hayat Dışı Katılım Sigortacılığı Acentelik Sözleşmesi’nin 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği kapsamında grup muafiyetinden yararlanamayacağına,

- Hayat Dışı Katılım Sigortacılığı Acentelik Sözleşmesi’ne, sözleşmenin ilgili maddesinde öngörülen teşvik etmeme yükümlülüğü için Sözleşme’nin sona ermesinden itibaren en fazla beş (5) yıllık süre öngörülmesi koşuluyla 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 5. maddesi çerçevesinde sözleşme süresi boyunca 01.01.2032 tarihine kadar bireysel muafiyet tanınmasına karar verilmiştir.

Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ’de Değişiklik

28.02.2024 tarihli Resmi Gazete’de Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliği yayımlanmıştır.

Değişiklik Tebliği’nde yapılan en önemli yeniliklerden biri Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri; taşıt satış sözleşmeleri dışındaki menkul satış sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklı diğer ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılmaları mümkünken ödeme yükümlülüklerinin Türk parası cinsinden yerine getirilmesi şeklinde değiştirilmiştir.

Söz konusu Tebliğ’in 8. maddesinin 9. fıkrasının son cümlesi Ancak söz konusu sözleşmelere ilişkin aşağıda belirtilen haller dışında kalan ödeme yükümlülüklerinin Türk Parası cinsinden yerine getirilmesi ve kabul edilmesi zorunludur. olarak değiştirilmiştir.

Yine 8. maddenin 9. fıkrasına aşağıda belirtilen maddeler eklenmiştir.

-19/4/2022 tarihinden önce akdedilen  menkul satış sözleşmelerinin ifası kapsamında Değişiklik Tebliği’nin yürürlük tarihi öncesinde dolaşıma girmiş bulunan döviz cinsinden kıymetli evraklar kapsamındaki ödeme yükümlülükleri. (21.04.2022 tarihinden geçerli olmak üzere)

-19/4/2022 tarihinden önce düzenlenmiş faturalar kapsamındaki ödeme yükümlülükleri (21.04.2022 tarihinden geçerli olmak üzere)

- Borsa İstanbul A.Ş. Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasasında döviz cinsinden gerçekleştirilen kıymetli maden ve kıymetli taş alım satım işlemleri ile bu işlemlerin takası kapsamındaki ödeme yükümlülükleri. (21.04.2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere)

-Dış Ticaret Sermaye Şirketi Statüsüne İlişkin Tebliğ ve Sektörel Dış Ticaret Şirketleri Statüsüne İlişkin Tebliğ kapsamında, aracılı ihracat sözleşmesine dayanarak Dış Ticaret Sermaye Şirketleri (DTSŞ) veya Sektörel Dış Ticaret Şirketleri (SDTŞ) üzerinden gerçekleştirilecek ihracatlar ile 5973 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan İhracat Destekleri Hakkında Karar kapsamındaki İhracat Konsorsiyumu ve 5986 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan E-İhracat Destekleri Hakkında Karar kapsamındaki E-İhracat Konsorsiyumu statüsüne sahip şirketler üzerinden aracılı ihracat sözleşmesine dayanarak gerçekleştirilecek ihracatlara yönelik menkul satış sözleşmeleri kapsamındaki ödeme yükümlülükleri.

-Gümrük beyannamesine tabi tutulan ihrakiye satış ve teslimi dahil 4458 sayılı Gümrük Kanunundaki transit ve gümrük antrepo rejimleri ile geçici depolama ve serbest bölge hükümlerinin uygulandığı malların teslimine ilişkin akdedilen menkul satış sözleşmeleri kapsamındaki ödeme yükümlülükleri.

-Serbest bölgede faaliyet gösteren firmalar ile dış ticaret işlemleri kapsamında yapılan menkul satış sözleşmesine konu malların teslimine ilişkin ödeme yükümlülükleri.

Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ’de Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğ 28.04.2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 

Değişlik Tebliğ linki : https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/02/20240228-1.htm

 

Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin  Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’De Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2024-32/69)

28/2/2008 tarihli ve 26801 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’in 8 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasının son cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.
Ancak söz konusu sözleşmelere ilişkin aşağıda belirtilen haller dışında kalan ödeme yükümlülüklerinin Türk parası cinsinden yerine getirilmesi ve kabul edilmesi zorunludur:
a) 19/4/2022 tarihinden önce akdedilen menkul satış sözleşmelerinin ifası kapsamında 19/4/2022 tarihli ve 31814 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2008-32/34)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2022-32/66)’in yürürlük tarihi öncesinde dolaşıma girmiş bulunan döviz cinsinden kıymetli evraklar kapsamındaki ödeme yükümlülükleri.
b) 19/4/2022 tarihinden önce düzenlenmiş faturalar kapsamındaki ödeme yükümlülükleri.
c) Borsa İstanbul A.Ş. Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasasında döviz cinsinden gerçekleştirilen kıymetli maden ve kıymetli taş alım satım işlemleri ile bu işlemlerin takası kapsamındaki ödeme yükümlülükleri.
ç) 8/12/2004 tarihli ve 25664 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Dış Ticaret Sermaye Şirketi Statüsüne İlişkin Tebliğ (İhracat: 2004/12) ve 2/7/2004 tarihli ve 25510 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sektörel Dış Ticaret Şirketleri Statüsüne İlişkin Tebliğ (İhracat: 2004/4) kapsamında, aracılı ihracat sözleşmesine dayanarak Dış Ticaret Sermaye Şirketleri (DTSŞ) veya Sektörel Dış Ticaret Şirketleri (SDTŞ) üzerinden gerçekleştirilecek ihracatlar ile 17/8/2022 tarihli ve 5973 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan İhracat Destekleri Hakkında Karar kapsamındaki İhracat Konsorsiyumu ve 24/8/2022 tarihli ve 5986 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan E-İhracat Destekleri Hakkında Karar kapsamındaki E-İhracat Konsorsiyumu statüsüne sahip şirketler üzerinden aracılı ihracat sözleşmesine dayanarak gerçekleştirilecek ihracatlara yönelik menkul satış sözleşmeleri kapsamındaki ödeme yükümlülükleri.
d) Gümrük beyannamesine tabi tutulan ihrakiye satış ve teslimi dahil 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunundaki transit ve gümrük antrepo rejimleri ile geçici depolama ve serbest bölge hükümlerinin uygulandığı malların teslimine ilişkin akdedilen menkul satış sözleşmeleri kapsamındaki ödeme yükümlülükleri.
e) Serbest bölgede faaliyet gösteren firmalar ile dış ticaret işlemleri kapsamında yapılan menkul satış sözleşmesine konu malların teslimine ilişkin ödeme yükümlülükleri.
Değişikliğe konu tebliğin 1 inci maddesi ile değiştirilen 8 inci maddenin dokuzuncu fıkrasının son cümlesi ile aynı fıkraya eklenen (a), (b) ve (c) bentleri 21/4/2022 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihi olan 28.02.2024 tarihinde; diğer hükümleri ise yayım tarihi olan 28.02.2024 tarihinde yürürlüğe girer.
 
Hükümler Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından uygulanır.